23 Şubat 2008 Cumartesi



tehlikeliydi
dokunuşlarımız tehlikeli ve lekeliydi!

bir erkeğin bir kadına teğet kaldığı çemberde
suyun yüzü kızarır, suyun kalbi sıkışır
bu aşkın en büyüğü tanrı-meryem arasındaysa eğer
tanrıyım! deliyim! bu tuzakta
bize susmak, bize sevişmek yaraşır!...




oyunlar ne zaman acı verir? kelimeler, ne zaman insanın ağzına büyük gelir? hayaller ne zaman ufalanır? oyunlar ne zaman hüzünleri saklamaz olur? yollar ne zaman tükenir? erkekler yalnızca yaşlanır, oysa neden kadınların teni, giysiler gibi eskir? cevabı, kendisine büyük gelen sorular nerede değiştirilir? belki de en mühim sual en sade olanıdır her zaman:
insan nerede yenilir??...


başkasından çalınmayan zamandır yalnız...

ne kadar çoğalsa, başkalarıyla geçirse ömrünü
insan kendinin zamanıdır yalnız,
dünyaya geldiği gibi yanız
ve kendine ayarlı
zamanı bitince kendisi de biter
demem o ki,
sonunda herkes
yalnız kendi ömrünü yaşar...



..... yüzyıldır hiç konuşmadım, hep bekledim, karanlıkta bekledim.. kitaplar okudum, filmler seyrettim,düşünceler geliştirdim, hayatıma değin sahneler yazdım, sahneler tasarladım, bunları canlandırmak istedim, ümit ettim, düş kurdum, gelecek biriktirdim.. erteledim, erteledim.. yüzyıldır hiç konuşmadım...KİMSE, KİMSE, KİMSE... kim kimin kimsesi olabiliyor ki?? herkes önünde sonunda kendi kendinin kimsesi oluyor. hiç kimse yoktu ki zaten, nasıl olabilirdi hem?? bütün çevremi uykunun kundağı sarmışken, sarmalamışken?? düşlerimin sessizliğinde yaşadım...
düşlerimin sessizliğini,
sessizliğin karabasanını,
nasıl anlatabilirim size? uçucu görüntüler ve büyük bir sessizlik içerisinde ayak sürüdüm bunca yıl...
tek bir sözcük, tek bir sözcük bile etmeden, düşlerimin sessizliğinde yaşadım,
tek bir sözcük,
tek bir,
tek...