31 Aralık 2009 Perşembe

Aşksızların dünyasında yalnız kaldın ey aşk... Seni kaldıracak, sana kanacak bir dünya var mı dersin? Giderken bize bir esinti bırak da öyle git. Kanayan ruhumuza belki merhem olursun. Mecnûn’un çölünden, Ferhat’ın dağından, Kerem’in külünden ne varsa al götür ey aşk. Ta ki bu hasret biz aşksızların, aşkı unutmuşların yüreğini tutuştursun.

şems...
Hadi bize bir yol bul. Orda sevdalanmış ve terkedilmiş bir ağaç kovuğu edelim evimizi... Bizimde deli bir poyrazımız tutup ar damarızdan,terk etsin sevdiğimiz herşeyi! Hadi bize bir daha sevdadan arta kalır bir hal bul, orda bulalım yolumuzu... Hadi,hadi bir kez daha, bir kez demeyelim hadi..
Biz insanları, hayatın kalbine çeken güç sensin.
Dağları deldiren sen, çölleri geçiren sen,
dağları ovaları aşıran yine sen.
Rabb’imizin ruhumuza üfürdüğü musikisin.
Ruhumuz seninle buldu ahengini.
Bilemedik.
Anlayamadık.
Bizi affet ey aşk...
Öyle kaybettik seni
ki kaybettiğimizi bile bilemedik...

şems

29 Aralık 2009 Salı



rengarenk...

dağınık...

biri bana bir'i anlatsın...
bu kıyıya geldiğimde;
geldiğimde iki kişiydim, giderken yok oldum....

27 Aralık 2009 Pazar



olympos yollarında...

pasa küçücüktü daha...

23 Aralık 2009 Çarşamba

Anca beden aldanır, Ama ruh değil, Onca söz harcanır, Ama yürek değil, Binlerce yar tanısam, Biri bana denk değil...Yolculuk başındayım, İnancın peşindeyim, Evrenin parçasıyım, Ama mükemmel değil...En virane kul olsam, En divane can olsam, Her boşluğu doldursam, Aşk bana göre değil ...

Ayben Belet

15 Aralık 2009 Salı



karmançorman....
çalışmakla delirmek arası incecik bir yerde...

6 Aralık 2009 Pazar

kutbu yok, kıblesi yok, yıldızı yok!!
nihayetsiz bir sefere çıkarken
yol, nedir ki yolcudan başka??

3 Kasım 2009 Salı

söylediklerinize dikkat edin, düsüncelere dönüsür … Düşüncelerinize dikkat edin duygularınıza dönüşür... Duygularınıza dikkat edin davranışlarınıza dönüşür... Davranışlarınıza dikkat edin alışkanlıklarınıza dönüşür... Alışkanlıklarınıza dikkat edin değerlerinize dönüşür... Değerlerinize dikkat edin karakterinize dönüşür... Karakterinize dikkat edin kaderinize dönüşür........

28 Ekim 2009 Çarşamba



what is NAH??

13 Ekim 2009 Salı



tam paşa bu....

12 Ekim 2009 Pazartesi

Aydın Boysan'ın "ŞEREFE" isimli kitabından;

Yudumlama "Metodu"

Rakıya buz atmak caiz değildir. Ağza alınacak rakıya katılacak tek dünya malzemesi sudur, su...

Rakı da, rakının huzuruna çıkacak su da, saatler önce buzdolabına konmuş olacak. Evde ise rakı şisesi de, su sürahisi de, devamlı buzdolabı içinde duracak. Onların yeri orası! Öksürük şurubu konmaz, bu ikisi mutlaka buzdolabında durur. Erbabı elbet, kadehleri de, su bardaklarını da, rakı ve rakı suyuyla birlikte buzdolabına koymuş olur. Bardakta rakıyla soğutulursa ölçü kaçar.

Ciddi meyhaneler bunların hepsini, bu soğuklukta bekletir. Soğutulmuş rakı ve suyu, ille de parça buz atarak soğutan meyhanecinin alnına keriz sıfatı mürekkeple yazılmalıdır.

Diyelim ki hepsi istediğimiz gibi soğuk geldi. Soğuk bardağa önce soğuk su, daha sonra soğuk rakı dökülür. Bu döküşler de, çeşme boşaltır gibi olmaz. Su da, rakı da ince iplik gibi ve çok yavaş akıtılır. Su miktarı rakı miktarından mutlaka daha az bırakılır, yoksa rakının tadı bozulmuş olur.

Gençliklerinde rakıyı sek içen yaşlılar, o günleri zevkle anarlar. Çünkü ömür boyu sek rakıya dayanılamaz.

Bardağa ya da adı kadeh ise, ona önce rakı dökülmez, önce soğuk su ardından rakı dökülür. İyi karışma böyle sağlanır.

Böylece içmeye ciddi olarak hazırlanmış kadeh, önce ağza götürülmez, burna götürülerek koklanır. Derin nefes çekilir.

Daha sonra demci arkasına yaslanarak bardağı ağzına yavaşça yaklaştırır ve önce mutlaka yarım yudum alıp hemen yutmaz... Ağzında yavaşça dolaştırıp, dişleri arasından ciğerlerine hava çeker. Amaç, mideden önce akciğerlerin de, şölenden nasibini almasını sağlamaktır.

Alınacak ikinci yudumdan sonra arkaya yaslanarak kafa hafiften yukarı kaldırılır, bütün yudum çok yavaş ve kibarca yutulur. (Burası önemli ) Yutar yutmaz da oturulan yerde, helezoni olarak yavaşça sallanılır. Bu hareketin ciddi amacı, rakının mide borusundan helezoni olarak inmesini sağlamak, yani yolunu uzatmaktır...

Çünkü Bektaşilere göre, rakının bedene en çok zevk verişi, gırtlaktan mideye inişi sırasındadır. Bu yol helezoni olarak uzamalıdır ki, demcinin zevki artsın.

Herkes bilir: Develerin boynu çok uzundur. Bu nedenle yolda yürüyen Bektaşi, bir deve görünce kıskanmış ve;

"Vay anam! Ne güzel içer bu yahu!" demiştir.

Rakısız kalmamanız dileğiyle.

10 Ekim 2009 Cumartesi

they are all photofunia...


;)


little girl draws...


the green...

fetishhh..


:)))

grrrrrrr....

megalomania 2 :))

megalomania :))

8 Ekim 2009 Perşembe


dirty smile...

30 Eylül 2009 Çarşamba



psikopatım benn....


bu da ayrı bi manyak...

karaburun...



paşa ...

karaburun temmuz 2009

inanmak mı???

.......


the dome of the rock...



old monastyr... jerussalem..


gerusalemme 2


mystical green...(jerussalem)



magic gerussalemme...

jarussalem 2

28 Eylül 2009 Pazartesi


Demedim mi?
Oraya gitme demedim mi sana,
seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im?
Bir gün kızsan bana,
alsan başını,
yüz bin yıllık yere gitsen,
dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?
Demedim mi şu görünene razı olma,
demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl,
onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?
Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,
senin duru denizin ben'im demedim mi?
Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im,
senin kolun kanadın ben'im demedim mi?
Demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi soğuturlar seni.
Oysa senin ateşin ben'im,
sıcaklığın ben'im demedim mi?
Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani beni kaybedersin demedim mi?
Söyle, bunları sana hep demedim mi?
Mevlana Celaleddin Rumi
La Tahzen! (Üzülme!) -Bir yanda korku bir yanda ümidin varsa iki kanatlı olursun... Tek kanatla uçulmaz zaten. La Tahzen! (Üzülme!) -Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil tozunu, kirini almaktır niye kederlenirsin? La Tahzen! (Üzülme!)

E. Şafak

pasa ile karaburun temmuz 2009...

24 Eylül 2009 Perşembe


work 69...


pasa in the magic mirrors...

15 Eylül 2009 Salı


shoes made of cheese...

9 Eylül 2009 Çarşamba

Can Yücel'den..

Aşk Ayakkabıdır..


Bedenin yükünü ayaklar taşır,
ruhun yükünü yürekler.
Bütün ağırlığınızı ve yorgunluğunuzu kaldıran
ayaklarınız için, rahatlığı ve şıklığı bir arada
barındıran ayakkabıyı seçersiniz.
İçinizin acılarını sıkıntılarını, kırgınlıklarını
ve hayallerini yüklenen yüreğiniz için de
huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız.
Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir...
Bazıları çamur, yağmur, toz, toprak, kar, buz gibi
her türlü "kötü hava" koşullarına dayanıklıdır.
Bazıları ise ummadığımız kadar
kısa zamanda, çabucak yamulur,
ilk yağmurlu havada "altı açılır"
veya güzel havalarda bile iki günde bozulup gider..
Aşklarıda ayakkabılar kadar
"itinayla" seçmezseniz,tıpkı ayağınızda olduğu gibi,
yüreğinizde de NASIR oluşabilir.
Dar gelen bir ayakkabıyı sadece
tarzını beğendiniz için "zamanla açılır" diyen
satıcıya inanarak alırsanız,
zaman içinde
ayak kemiklerinizde deformasyon başlar.
Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde
yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp
"zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız,
yine zamanla
içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz.
Aşık olabileceğiniz insan türü,
tıpkı ayakkabılar kadardeğişik stillerde,
farklı kalitede ve sayısız "renktedir"...
Aşkı bir çeşit serüven olarak "spor" olarak yaşayanlar,
aynen "spor ayakkabı" gibi dikkat çekici
ve rahat kişileri bulurlar.
Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler
"klasik ayakkabı" gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.
Dekolte ayakkabılar gibi
sadececinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.
Bez ayakkabılar gibi kısa ömürlü
"tatil aşkları" ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.
"Marka" ayakkabı alır gibi,
sevgililerin kariyerine ve maddi durumuna tutulan
aşıklar görürsünüz.
Katı plastikten "yağmur çizmesi" edinir gibi
mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçiminde
yaşamak isteyenleri de bilirsiniz.
Ayrıca ne tuhaf ki,
psikolojik testlerde "zaafı" olup
evine sayısız çeşittte ayakkabılar yığan insanların
aynı zamanda "değişik türde" aşklara da
zaafı olduğu söylenir.
Evet, aşk "ayakkabıdır"
Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp
"hor" kullandığınız zaman kolayca eskittiğiniz gibi,
aşkınızıda dikkatli davranmayıp
özen göstermediğiniz zaman kısa sürede eskitirsiniz...
Ve nasıl ki
"delik" bir ayakkabı tamir ettirdiğinizde
yalnızca bir miktar ömrünü uzatmış olursanız;
"delik" bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da
asla eskisi gibi OLMAYACAKTIR!

CAN YÜCEL

4 Eylül 2009 Cuma

görmek lazım baktıklarımızı....
içinden gecerek, ama görerek...


the stairs to jerusalem...


deve her yerde deve... jerusalem

3 Eylül 2009 Perşembe



christian quarter / jerusalem...


bazaar / tel aviv...

go....

1 Eylül 2009 Salı

BİR KADIN GİTTİĞİNDE........(BEKİR COŞKUN)

Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde "yetim-öksüz" kalan çok olur.
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler,
özenle saklanmış küçülmüş giysiler,
dolap diplerindeki kurdeleler...
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar,
yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.
Sık sık boynunu büker "sarıkız".
O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz
Değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.
Balkon artık sessizdir
Koridor kimsesiz.
Bir kadın gittiğinde...
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında;
Bir ağır işçi,
bir temizlikçi,
bir bakıcı,
bir bahçıvan,
bir muhasebeci...
Bir anne gider...
Bir dost... Bir arkadaş... Bir sevgili...
Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde...
Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde;
övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.
Kapı eşiğindeki "Dikkat et..." duyulmaz,
Annesi gitmiştir "geç kalma"nın.
Kadınlar,arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.
Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında
Ve bir kadın gittiğinde pek çok "yetim" bırakmıştır arkasında.
Hayatınızdaki kadını yitirmemeniz dileğiyle...

31 Ağustos 2009 Pazartesi


uzaklara açılası geliyor insanın baktıkça... uzaklara...


abondoned....


notebook 16...

30 Ağustos 2009 Pazar

Otuz Sekizinci Kural:

“Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?” diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

şems-i tebrizi....
Altıncı Kural:

Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.

şems-i tebrizi...

lonely boots... çandarlı 2009

stairs...


serdar / çandarlı 2009

turquaz...

25 Ağustos 2009 Salı

Beşinci Kural:

Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. “Aman sakın kendini” diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği : “Bırak kendini, ko gitsin!” Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

şems-i tebrizi...
böyle yaşanmaz deyip yürüyen
nereye böyle alıp başını
yoksa anlam onu sen vermelisin
diyorsun, indikçe sorular

sorular fakat
boğulmadınsa eğer pek derindesin
ve geçiyor zaman
kaygılar içindesin...

24 Ağustos 2009 Pazartesi


ıslak paşa...

cool trio..
çok uzun sürecekmiş gibi gelip
giderek hızlanan yılların ardından
ertelenmiş planların acısıyla
tükenip gitmek değildir yaşam...


ceneviz kapısı...


taş düşme tehlikesi....
kusursuzu ister insan, eksiktir
bilir bunu kendini bulan


kendini bilmeyen ''misali taşa benzer''
bir çirkinliktir, tekinsiz,
bulanık suya benzer

bilir bunu kendini bulan:
yaratmak eksikliğimizdir sürer soluksuz
kusursuz olanın bilemediği....


uğur; çandarlı'nın en küçük ve en yetenekli çizeri... korkunç yetenekli...

23 Ağustos 2009 Pazar


candarlı 2009 dalyan...

19 Ağustos 2009 Çarşamba





that stereo type :)
candarlı 2009...